Aşağıdaki çalışma Mersin Barosu Dergisi'nin 22. sayısında yayınlanmıştır.
I. Giriş
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (bundan sonra “AİHM” veya “Mahkeme”
olarak anılacaktır) 7 Aralık 2006 tarihli Ksenides-Arestis / Türkiye
(Başvuru No. 46347/99) kararından sonra Avrupa Birliği ile Türkiye
ilişkilerinde yaşanan gerginlik daha çok siyaset bilimcilerin inceleme
alanına girmektedir. Fakat bu dava ile ilgili olarak Loizidou / Türkiye
(Başvuru No. 15318/89) ve Kıbrıs / Türkiye (Başvuru No. 25781/94)
davaları da ele alındığında, AİHM'in artık bir takım hukuki kriterler
geliştirdiği görülmektedir. Bu çalışmanın konusu söz konusu kriterler
olacaktır.
2 Ağustos 1975 tarihinde Birleşmiş Milletler gözlemciliği altında
yapılan Nüfus Mübadelesi Anlaşması'nın BM Barış Gücü aracılığıyla
uygulanması sonucu kuzeyden güneye yaklaşık 120 bin Rum, güneyden
kuzeye de yaklaşık 65 bin Türk geçmişti. Bu anlaşma ile Ada'nın kuzeyi
ve güneyi bir “ara bölge” ile birbirinden ayrılmış, mübadele sonucunda
her iki toplumun geride bıraktığı taşınmaz mal-mülkler ise Kıbrıs'ta
mülkiyet sorununun yapı taşları olmuştur.
AİHM'in Kıbrıs konusunda Türkiye aleyhine verdiği kararlardan belki de
en ağırı Kıbrıs / Türkiye kararıdır (25781/94). 10 Mayıs 2001 tarihli
kararda, sadece mülkiyet meselesi ele alınmamıştır. Mahkeme, Kıbrıs Rum
kökenli kayıplar ve yakınlarının durumu hakkında Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin (bundan sonra “Sözleşme” olarak anılacaktır) yaşam
hakkını düzenleyen 2. maddesinin, kişi güvenliği ve özgürlüğünü
düzenleyen 5. maddesinin, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin
sürekli ihlal edildiğine karar vermiştir. Mülkiyet sorunu hakkında ise
mülkiyet hakkını düzenleyen Sözleşme'ye Ek 1 numaralı Protokol'ün 1.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermekle yetinmemiş, özel hayata ve
aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddenin de ihlal edildiğine
karar vermiştir. Karpas bölgesinde yaşayan Rumlar hakkında din, vicdan
ve inanç özgürlüğünü düzenleyen 9. maddenin ihlal edildiğine ve ifade
özgürlüğünü düzenleyen 10. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Nihayet bu kararda, Sözleşme'nin 3, 8, 9 ve 10. maddelerinin ve
Sözleşme'ye Ek Protokol'ün 1. ve 2. maddelerinin ihlal edilmesine
karşılık Rumlara etkili başvuru hakkı tanınmadığı gerekçesiyle
Sözleşme'nin etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin de ihlal
edildiği belirtilmiştir.
Mahkeme, Loizidou / Türkiye (15318/89) kararında özel hayata ve aile
hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddenin ihlal edilmediğine, ancak
mülkiyet hakkını düzenleyen Sözleşme'ye Ek 1 numaralı Protokol'ün 1.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (18 Aralık 1996).
Ksenides-Arestis / Türkiye (46347/99) kararında özel hayata ve aile
hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddenin Loizidou davasından
farklı olarak ihlal edildiğine, yine mülkiyet hakkını düzenleyen
Sözleşme'ye Ek 1 numaralı Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine
karar vermiştir (22 Aralık 2005).
Tüm bu kararlarda AİHM, yapılan başvuru usulüne, Kıbrıs'ta tarafların
durumuna, ihlallerin kaynaklandığı esaslara dair bir takım kriterler
benimsemiş, konuyla ilgili kararlardan birbirine atıflar yapmıştır.
AİHM, kendi çalışmaları içerisinde, Sözleşme'deki tüm maddelere dair
oluşturduğu kendi kriterlerine atıflar yaparak içtihat oluşturan ve
geliştiren bir yapıya sahiptir. Somut olaylar bu temeldeki kriterlerle
karşılaştırılmakta, Sözleşme maddelerinin ihlal edilip edilmediği buna
göre saptanmaktadır. Bundan dolayı Kıbrıs'ta mülkiyet sorununa dair
kriterlerin incelenmesi önem taşımaktadır.
II. İç hukukun etkin olmadığı
Sözleşme'nin 35. maddesi gereğince, Mahkeme'ye yapılan başvuruların
kabul edilebilmesi için iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve
kesin karardan itibaren altı aylık süre içerisinde Mahkeme'ye başvurmak
zorunludur. Ancak, iç hukukta böyle bir yol yoksa yani iç hukukta
fiilen hak aramak mümkün değilse veya iç hukukta normlar olmasına
rağmen bu normlar teoride kalıyor pratikte hak aramak mümkün olamıyorsa
iç hukuk yollarının tüketilmesi şartı aranmaksızın Mahkeme'ye başvuru
yapılabilir.
Ksenides / Arestis davasındaki 7 Aralık 2006 tarihli karara kadar,
Rumlar, Türkiye'nin iç hukukunda haklarını arayamadıklarını belirterek
Mahkeme'ye başvurmuşlardır. Ksenides / Arestis davasında Mahkeme'nin
KKTC'deki mal tazmin, takas ve iadesi komisyonunu bir iç hukuk yolu
olarak “görmesi” ise henüz uygulaması tam anlamıyla oturmamış bir
siyasi-hukuki mesele olarak orta yerde durmaktadır.
KKTC Anayasası'nın 36. maddesi şöyledir:
“Her yurttaş, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir.”
KKTC Anayasası'nın “Devletin Mülkiyet Hakkı” başlıklı 159. maddesi ise şöyledir:
“1. 15 Kasım 1983 tarihinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan, ve;
(a) Tapusu 16 Ağustos 1960 tarihinden önce Kıbrıs Hükümeti adına
kayıtlı tüm taşınmaz mallar ile, 16 Ağustos 1960 tarihinden sonra
Kıbrıs Cumhuriyetine intikal eden tüm taşınmaz mallar; kamuya ait
yollar, sular,..., liman ve sahiller...;
(b) Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilan edildiği 13 Şubat 1975
tarihinde terk edilmiş bulunan veya söz konusu tarihten sonra yasanın
terk edilmiş veya sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirdiği veya
hüküm veya tasarrufu kamuya ait olması gerekli olup da aidiyeti
saptanamamış olan tüm taşınmaz mallar, bina ve tesisler ile
(c) 1960 Kuruluş Anlaşmasında ve ona bağlı eklerde belirlenen askeri
tesis, rıhtım, kamp vesaire talim sahaları içinde bulunan tüm taşınmaz
mallar,
Tapuda böyle kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin mülkiyetindedir ve tapu kayıtları buna göre düzeltilir.
...”
1977 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi tarafından çıkarılan
“İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası (İTEM Yasası) ile
“Rumların terk ettikleri taşınmaz malların mülkiyet, tasarruf ve
işletme şeklinin düzenlenmesi, tarım sektöründe çalışacakların
topraklandırılması, şehit, gazi ve göçmen ailelerin konuta
kavuşturulmaları, KKTC'deki veya Rum tarafındaki taşınmazlarını askeri
nedenlerle kullanamayanlara eş değer miktarda mal verilmesi veya tazmin
edilmeleri”
amaçlanmıştır.
KKTC Anayasası'nın 36. maddesiyle mülkiyet hakkı yurttaşlık koşuluna
sıkı sıkıya bağlı tutulmuştur. Bu madde ile mülkiyet ve miras hakkı
sadece “yurttaş” olanlara tanınmıştır. Öte yandan KKTC Anayasası'nın
159. maddesi ile “terk edilmiş veya sahipsiz” tüm mallar başkaca bir
işleme gerek duyulmaksızın devlete intikal ettirilmiştir. Bu maddenin
1/b fıkrasına konu olan mülkiyetlerin bir kısmı, İTEM Yasası ile “eş
değere” hak kazanmış olan Kıbrıslı Türklere verilmiştir.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler sonucu, KKTC içerisinde malları bulunan
Rumlar, iç hukuk yolları bulunmadığını belirterek Mahkeme'ye
başvurmuşlardır.
Arestis davasının 7 Aralık 2006 tarihli kararında, Mahkeme KKTC'de
çıkarılan “Anayasa'nın 159. Maddesi'nin 1. Fıkrasının (b) Bendi
Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'nı
(67/2005 numaralı yasa) ve oluşturulan komisyonu anmıştır (10. ve 11.
paragraf). Ancak Mahkeme, bu yasayı ve komisyonu açıkça bir iç hukuk
yolu olarak tanımlamaktan kaçınmıştır. Bunun yerine, önündeki benzer
davalar açısından Sözleşme'deki hakları korumaya yönelik olarak Türk
Hükümeti tarafından atılan böylesi bir adımı hoşnutlukla karşıladığını
ve yeni tazmin ve iade mekanizmasının prensip olarak Mahkeme'nin
kararlarını dikkate aldığını saptamakla yetinmiştir (37. paragraf).
III. Hak ihlallerinden Türkiye'nin sorumlu tutulması (Ratione Loci)
Sözleşme'ye göre Mahkeme Yüksek Sözleşmeci Taraflara dair yetkiye
sahiptir. Türkiye mahkeme'ye yapılan başvurulara yer bakımından
“ratione loci” itiraz etmiş, şikayet konusu olayların Türkiye dışında
meydana geldiğini, Türkiye'nin Sözleşme altındaki yükümlülüğünün Kuzey
Kıbrıs'ta meydana gelen olayları kapsamadığını belirtmiştir. Kuzey
Kıbrıs Türkiye'nin yetki alanı “jurisdiction” içerisinde olmadığından
başvuruların reddedilmesi istenmiştir. Yine bir başka ülke toprakları
içerisinde meydana gelen olaylardan dolayı kendisine sorumluluk
yüklenmemesi gerektiğini savunmuştur.
Loizidou / Türkiye davasıda, Türk Hükümeti, 7 Mayıs 1985 tarihli KKTC
Anayasası'nın 159. maddesinden Türkiye'nin sorumlu tutulamayacağını,
KKTC'nin demokratik ve anayasal bir devlet olduğunu ve Anayasa'sının
referandumla kabul edildiğini belirtmiştir. Yine KKTC'nin Kıbrıslı
Türkler tarafından kendi kaderini tayin hakkına dayanılarak kurulan bir
devlet olduğunu ifade etmiştir (18 Aralık 1996, 35. paragraf).
Mahkeme, Türk Hükümeti'nin bu savunması karşısında, KKTC'ye gösterilen
uluslar arası tepkileri hatırlatma gereği duymuştur. Mahkeme, Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi'nin KKTC'nin yasal olarak geçersiz olduğu ve
tüm devletlere Kıbrıs Cumhuriyeti'nden başka bir Kıbrıs devletini
tanımamaları çağrısı olan 1983 tarihli 541 sayılı kararını
zikretmiştir. Yine Kasım 1983 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi'nin benzer tepkilerini ele almıştır (paragraf 42).
Mahkeme Loizidou / Türkiye davasında “Kuzey Kıbrıs'ta Türk askeri
varlığı” başlığı altında Türk Ordusu'nun 30.000'den fazla sayıda
askeriyle kuzey Kıbrıs'ta bulunduğunu, tüm iletişim ağlarını kapsayan
daimi karakollar ve kontrol noktaları oluşturduğunu belirtmiştir. Yine
askeri bölgelere giren Türk güçlerinin ve tüm sivillerin Türk askeri
mahkemesinin konusu olduğunu ifade etmiştir (16. paragraf).
Mahkeme'ye göre Sözleşme'nin 1. maddesi Sözleşmeci Devletlerin ulusal
bölgeleriyle sınırlandırılamaz. Buna göre Sözleşmeci Devletlerin
sorumluluğu, kendi bölgelerinin dışında otoriteleri bulunan yerlerdeki
hareketleri ve ihmallerini kapsayacak şekilde genişletilebilir (52.
paragraf). Başvurucunun mülkiyeti üzerindeki kontrolünü yitirmesinin
nedeni Kıbrıs'ın kuzeyinin Türk ordusu tarafından “işgal” edilmesinden
ve burada KKTC'nin kurulmasından kaynaklanmaktadır (54. paragraf).
Başvurucunun kuzey Kıbrıs'a erişiminin hala ve sürekli engellenmesi
sınır alanını olduğu gibi kontrolü atında tutan Türk askeri güçlerinin
varlığının sonucudur (56. paragraf).
IV. Zaman bakımından uygulama (Ratione Temporis)
Türkiye AİHM'e kişilerin bireysel başvuruda bulunma hakkını 28 Ocak
1987 tarihinde tanımıştır. Bu tarihten önce Kıbrıs'a ilişkin yapılan
başvuruların tümü devlet başvurusu şeklinde olmuştur.
22 Ocak 1990 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı
tarafından Sözleşme'nin 46. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi Genel
Sekreterliği'ne aşağıdaki bildirge sunulmuştur:
“Türkiye Cumhuriyeti adına ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin
Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 46. maddesi uyarınca
hareketle, aşağıdaki hususlar beyan edilir:
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Avrupa
Sözleşmesi'nin 46. maddesi uyarınca hareketle, Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti, Sözleşme'nin 1. maddesinde belirtilen anlamda yetkinin
Türkiye Cumhuriyeti ulusal sınırları içinde yürütülen uygulaması ile
ilgili Sözleşme'nin yorumlanması ve uygulanmasına ilişkin tüm
hususlarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yetkisini, Türkiye
tarafından verilen yetki dahilinde ilgili hususların daha önceden
Komisyon tarafından incelenmesi kaydıyla kendiliğinden ve herhangi bir
sözleşmeye gerek kalmaksızın kabul etmektedir.
Bu bildirge, Sözleşme kapsamında üstlenilmiş olan karşılıklı yükümleri
de dahil olmak üzere karşılıklılık şartına bağlıdır. Sunuluş tarihi
itibariyle üç yıl süresince geçerli olup, işbu Bildirge'nin sunuluş
tarihi itibariyle cereyan eden olaylara ilişkin kararlar da dahil olmak
üzere, anılan tarih itibariyle cereyan eden olaylara ilişkin talepleri
kapsamaktadır.”
Bu bildirge daha sonra ve küçük farklılıklarla tekrar yenilenmiştir.
Sözleşme'nin 46. maddesi şöyledir:
“Kararın bağlayıcılığı ve uygulanması
1.Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2.Mahkeme'nin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi'ne gönderilir.”
Esasen 46. maddeye dair bildirge sadece Kıbrıs'la ilgili davalar için
değil Komisyon ve Mahkeme önünde görülen tüm davalar için geçerlidir.
Nitekim 46. madde Yağız / Türkiye davası (19092 / 91) ve Mansur /
Türkiye davası (16026 / 90) gibi davalarda da tartışılmıştır. Yağız /
Türkiye davasında, Mahkeme, Bayan Yağız'ın polis gözetimi altında iken
maruz kaldığı kötü muamelenin 15-16 Aralık 1989 tarihinde, Türkiye
tarafından Mahkeme'nin zorunlu yetkisinin tanınmasından bir ay önce
(yani 22 Ocak 1990 tarihinden önce) meydana gelmiş olması sebebiyle
davaya ilişkin esasların görülmesi konusunda yetkili olmadığına karar
vermiştir (7 Ağustos 1996, 28. paragraf). Yine Mansur / Türkiye
davasında, Mahkeme, Sözleşme'nin 46. maddesi uyarınca Türkiye'nin
sunmuş olduğu bildirgenin metnini dikkate alarak, 22 Ocak 1990
tarihinden önce meydana gelen olaylara ilişkin şikayetlerin
görülemeyeceği ve zaman itibariyle yetkinin ancak bu tarihten sonrasını
kapsadığını belirtmiştir (8 Haziran 1995, 44. paragraf).
Komisyon önünde görülen Loizidou / Türkiye davasında, 4 Mart 1991
tarihli kabul edilebilirlik kararında, Bayan Louzidou'nun 29 Ocak 1987
öncesi şikayetleri kabul edilemez bulunmuş, bu kısım Mahkemece de
zikredilmiştir. (18 Aralık 1996 tarihli Mahkeme kararı, 27. paragraf).
Öte yandan Türk Hükümeti'nin ilk itirazı olarak görülen 22 Ocak 1990
tarihli yukarıda metni verilen bildirge de Mahkeme tarafından
incelenmiştir. Mahkeme, bu bildirgeyle Türk Hükümeti'nin amacının 22
Ocak 1990 tarihinden öncesini 46. maddenin uygulaması dışında bırakmak
olduğunu dikkate aldığını belirtmiştir (33. paragraf). Ancak ihlalin
sürekliliğinden, hala devam ettiğinden ve dava konusu olan mülkiyetin
hukuki sahibinin hala Bayan Loizidou olmasından sık bahseden mahkeme,
ratione temporis ilk itirazlarını 6'ya 11 oyla reddetmiştir. (18 Aralık
1996).
Ksenides-Arestis / Türkiye davasında da Mahkeme aynı yorumu
benimsemiştir. Bu davada, Mahkeme, Bayan Arestis'in iddialarının 28
Ocak 1987 öncesine kadar götürülmesinin doğru olduğuna, ancak olayın
Loizidou davasındaki gibi yorumlanması gerektiğini belirtmiştir (7
Aralık 2006, 39. paragraf).
Kısacası Kıbrıs davalarında Mahkeme yargılama süresinin bir bölümünün
ratione temporis bakımından yetki dışı kalması durumunda 46. madde
uyarınca yapılan beyandan sonraki süre bakımından yetkili olduğu dilimi
hesaba katmaktadır. Ancak süreleri değerlendirirken beyan tarihindeki
yargılamanın veya ihlalin ne durumda olduğunu, beyan tarihinden önceki
sürenin uzunluğunu da dikkate almaktadır.
KAYNAKLAR
1.Case of Loizidou v. Turkey, 18 December 1996
2.Case of Xenides-Arestis v. Turkey, 7 December 2006
3.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs / Türkiye Kararı Hakkında
Bilgi Notu (T.C. Adalet Bakanlığı tarafından AİHM basın açıklamasından
tercüme)
4.AİHM'in Xenides-Arestis Kararı ve Kıbrıs'ta Mülkiyet Sorunu, TEPAV/EPRI Dış Politika Etütleri Programı, Ömer Fazlıoğlu
5.Case of Yağız v. Turkey, 7 August 1996
6.Case of Mansur v. Turkey, 8 June 1995
7.Adil Yargılanma Hakkı ve Makul Süre, Kenan Özdemir, Adalet Bakanlığı KGM Yetkili Tet. Hk., http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/1_sayi.htm
|